Genel görelilik ve kuantum mekaniği, temel doğa
kuvvetlerini başarıyla açıklamalarına karşın, birbirleriyle bir türlü
bağdaşmıyorlar. Zayıf ve şiddetli çekirdek kuvvetleriyle elektromanyetizmayı tanımlayan
kuantum kuramları büyük bir uyum içinde. Gelgelelim, kütleçekimini
uzay-zamanın geometrisine bağlayan Einstein'ın kuramı kuantum mekaniğinin
kapsamına girmiyor. Fizikçileri yıllardır peşinde koşturan hedefse, işte bu
dört kuvveti tek ve temel bir kuvvetin çatısı altında birleştirmek. Başka bir
deyişle, her türlü etkileşimi açıklayan, tüm boyutlarda ve enerji
düzeylerinde geçerli olacak bir büyük kuram.
Öteki pek
çok fizikçi gibi Seattle'daki Washington Üniversitesi araştırmacılarından
Blayne Heckel ve Eric Adelberg de iki kuramın nasıl evlendirilebileceğini
bilemiyorlar. İki araştırmacı, bu durumda kuramları birleştirmek yerine,
böyle bir evlilikten doğabilecek çocukların ne olabileceği üzerinde
düşünmüşler. Bunlardan biri, kütleçekiminin, kütleyle bizzat kütleçekim
enerjisi üzerindeki etkilerinde ortaya çıkması gereken bir fark. Ancak Heckel
ve ekibi, bazı "kuantum kütleçekim" kuramlarınca öngörülen
böylesine bir farkın olmadığı sonucuna varmışlar.
Einstein'ın genel
görelilik kuramı, kütleçekimin her türden kütleyi (yani enerjiyi) eşit
biçimde etkileyeceği düşüncesi üzerine kurulu. Deneysel fizikçiler daha önce
temel parçacıkları birbirine bağlayan çekirdek kuvvetiyle elektromanyetik
etkileşimlerden doğan enerjilerin gerçekten de bu "eşitlik ilkesi"ne
uyduklarını göstermişlerdi. Örneğin bir proton ve nötron birleştiklerinde,
kütlesi iki parçacığın kütlelerinin toplamından daha az olan bir parçacık
oluştururlar. Ancak iki parçayı birbirine bağlı tutan enerji, toplam
kütledeki bu açığı kapatır. Ne var ki şimdiye değin hiç kimse, kütleçekim
enerjisinin de, kütleçekimin uyguladığı kuvvete tüm öteki kütle=enerji
türleriyle aynı tepkiyi verdiğini kanıtlamamıştı. Kuantum kütleçekim
kuramları içinde başı çeken "sicim kuramı", kütleçekim enerjisinin
kütleçekime ötekilerle aynı tepkiyi göstermeyebileceğini söylüyor. Heckel'e
göre "pek çok kuramcı, bir noktadan sonra böylesine bir farkın ortaya
çıkacağı görüşünde". Şu var ki bu varsayımı laboratuvarda sınamak
olanaksız. Çünkü laboratuvara sığacak boyuttaki cisimlerin birbirlerine
uyguladığı çekimde bağlı olan enerji çok küçük ölçeklerde. Bunun için
bakılması gereken şey, Montana Üniversitesi'nden Kenneth Nordvedt'in yıllar
önce söylediği gibi, Güneş'in Dünya ve Ay üzerinde uyguladığı çekim. Gerçi
Dünya'nın kütleçekim enerjisi küçük; kilogram başına yalnızca yarım
mikrogram. Ama Dünya büyük olduğundan bu, kütlesinin 3 trilyon tonunun saf
kütleçekim enerjisine dönüşmesini sağlıyor. Ay'ın kütleçekimsel enerjisi,
bunun 2000'de biri. Fakat bu bile, Güneş'in kütleçekiminin, kütleyle
kütleçekim enerjisine farklı davranması halinde, Ay'ın yörüngesinin Dünya'ya
göre konumunda küçük bir farklılık yaratması için yeterli. Böylesine bir
oynamayı fark etmek için, Dünya ile uydusu arasındaki uzaklığı çok duyarlı
biçimde ölçmek gerekiyor. Apollo astronotlarının ay yüzeyine bıraktıkları
aynalardan lazer ışınları yansıtan Nordvedt ve arkadaşları, Dünya ile Ay'ın
Güneş'e aynı hızla "düştüklerini" saptamışlardı. Ancak Nordvedt'in
kendisi, deneyin bir noktayı açıkta bıraktığını kabul etmekteydi: Bazı
kuantum kütleçekim kuramlarına göre Dünya ile Ay'ın yapılarındaki farklılık,
örneğin Dünya'nın demirden bir çekirdeği olması gibi nedenlerle,
kütleçekimin, bu iki gökcismi üzerindeki etkileri farklı olabilir.
Seattle
ekibi, bunu sınamak için yaptıkları deneyde bir burulma terazisi kullanmış.
Düzenek, ince bir telle, buna asılı küçük bir tepsiden oluşuyor. Tepsi, teli
burarak kendi ekseni etrafında dönebiliyor. Tepsi üzerine her biri onar gram
çeken dört ağırlık yerleştirilmiş. Bunlar, Dünya'yı ve Ay'ı temsil ediyorlar.
İki "Dünya" da, gezegenimizin demir çekirdeğini temsilen çelikten
yapılmış. "Ay"lar ise, gezegenimizin ve uydusunun mantolarının
yapısını yansıtacak biçimde kuvars ve silisyum ağırlıklı maddelerden oluşmuş.
Düzenek öyle bir biçimde döndürülüyor ki, iki "gökcisminin" bir
"günü", yani Güneş önünden geçmesi 40 dakika sürüyor. Güneş'in
model Dünya ve Ay'dan birine karşı kütleçekimsel bir "eğilim"
duyması durumunda, askıdaki terazide hafif bir burulma olacak. Oysa deney
sonunda böyle bir burulma saptanmamış. Lazerle yapılan uzaklık ölçümleriyle
birleştirildiğinde deneyden çıkan sonuç, kütleçekimsel enerjinin de, Güneş'e
tüm öteki kütle=enerji türleriyle aynı şiddette çekildiği yolunda.
Sicim
kuramcıları, deneyi çok akıllıca bulmalarına karşın, öngörülerinden vazgeçmiş
değiller. Washington Üniversitesi (St. Louis) araştırmacılarından Clifford
Will, değişik cisimlerin düşme hızlarındaki farklılığın, günümüz deneylerinin
duyarlılık sınırının ötesinde olabileceği düşüncesinde. "Bir noktada bu
eşitliğin bozulması olasılığının var olduğuna hâlâ inanıyoruz" diyor.
Heckel ise, "bir an için bile kuşku duymadığı gibi" Einstein'ın bir
kez daha zafer kazanmasından mutlu.
erdoganakbiyik@gmail.com
https://www.youtube.com/my_videos?o=U
|
No comments:
Post a Comment